presume
//prɪˈzuːm//
Çeviri
haddini aşmak, cüret etmek
Tanım
Presume kelimesinin bu C1 seviyesindeki kullanımı, birinin kendine ait olmayan bir hak, yetki veya yakınlık derecesini kullanarak, uygunsuz bir şekilde bir şey yapmaya kalkışmasını ifade eder. Genellikle resmi veya sosyal sınırları aşan, küstahça bir davranışı tanımlar. Bu anlamda, kişinin bir varsayımda bulunmasından ziyade, haddini bilmez bir şekilde hareket etmesi veya bir şeyi yapmaya cesaret etmesi vurgulanır. Kullanımı genellikle olumsuz bir çağrışıma sahiptir ve yapılan eylemin kabul edilemez veya saygısız olduğunu ima eder.
Örnek
“How dare you presume to give me orders?”
Bana emir vermeye nasıl cüret edersin?
“I would never presume to speak on her behalf without explicit permission.”
Açık izni olmadan onun adına konuşmaya asla cüret etmezdim.
“He presumed to correct the professor in front of the entire class.”
Tüm sınıfın önünde profesörü düzeltmeye cüret etti.
“She didn't want to presume upon their hospitality by staying too long.”
Çok uzun kalarak onların misafirperverliğini suistimal etmek istemedi.
“It was presumptuous of him to presume he could use my car without asking.”
Sormadan arabamı kullanabileceğini düşünmek haddini aşmaktı.
“Do not presume to tell me how to do my job.”
Bana işimi nasıl yapacağımı söylemeye cüret etme.
“They presumed to make changes to the contract without consulting the legal team.”
Hukuk ekibine danışmadan sözleşmede değişiklik yapmaya cüret ettiler.
“I cannot presume to know what is best for your family.”
Ailen için en iyisinin ne olduğunu bildiğimi iddia edemem.
“He had the nerve to presume upon our old friendship to ask for a large loan.”
Büyük bir borç istemek için eski dostluğumuzu istismar etmeye cüret etti.
“One should never presume to interrupt a head of state during an official address.”
Kimse bir devlet başkanını resmi bir konuşma sırasında bölmeye cüret etmemelidir.
Eş anlamlılar
Diğer anlamlar
- B2farz etmek, varsaymakBu anlama git
- C1haddini aşmak, cüret etmek(bu sayfa)