oppression
//əˈpreʃ.ən//
Çeviri
baskı, zulüm
Tanım
Oppression, bir kişi veya gruba, genellikle siyasi veya sosyal güç sahibi olanlar tarafından, adaletsiz, zalimce veya sert bir şekilde davranılması durumudur. Bu kavram, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, sürekli bir kontrol ve güçsüzlük hissi yaratır. Günlük dilde, bir otoritenin bireyler veya topluluklar üzerinde aşırı ve haksız bir şekilde güç kullanmasını anlatır. Örneğin, bir diktatörlük rejiminde halkın ifade özgürlüğünün engellenmesi veya bir işyerinde çalışanların sürekli eleştirilip küçük düşürülmesi oppression örnekleridir. Bu kelime, adaletsizlik ve güç dengesizliği vurgusuyla kullanılır.
Örnek
“The people rose up against the oppression of the dictatorship.”
Halk, diktatörlüğün baskısına karşı ayaklandı.
“She felt the constant oppression of her boss's criticism at work.”
İş yerinde patronunun eleştirilerinin sürekli baskısını hissetti.
“Oppression can take many forms, including economic and social injustice.”
Baskı, ekonomik ve sosyal adaletsizlik de dahil olmak üzere birçok biçim alabilir.
“Throughout history, many groups have struggled against oppression.”
Tarih boyunca birçok grup baskıya karşı mücadele etmiştir.
“The novel explores themes of oppression and resistance in a dystopian society.”
Roman, distopik bir toplumda baskı ve direniş temalarını işliyor.
“They lived under the oppression of a corrupt government for decades.”
Onlarca yıl yozlaşmış bir hükümetin baskısı altında yaşadılar.
“Education is a powerful tool to fight against oppression.”
Eğitim, baskıya karşı mücadelede güçlü bir araçtır.
“The oppression of minority groups is a serious human rights issue.”
Azınlık gruplarının baskıya uğraması ciddi bir insan hakları sorunudur.
“He wrote a poem about the oppression he witnessed in his homeland.”
Anavatanında tanık olduğu baskı hakkında bir şiir yazdı.
“The weight of oppression made it hard for them to hope for a better future.”
Baskının ağırlığı, daha iyi bir gelecek umut etmelerini zorlaştırdı.
Eş anlamlılar