evidence
//ˈɛvɪdəns//
Çeviri
kanıt
Tanım
Bir iddiayı, görüşü veya gerçeği desteklemek için kullanılan bilgi, belge, nesne veya tanıklık gibi somut veya soyut verilere evidence denir. Genellikle hukuk, bilim ve günlük yaşamda bir şeyin doğruluğunu göstermek için başvurulur. Örneğin, bir suç mahallinde bulunan parmak izi veya bir deneyin sonuçları evidence olarak kabul edilir. Bu kelime, resmi ve teknik bağlamlarda sıkça kullanılır; günlük konuşmada ise daha çok "proof" veya "proof of" ile eş anlamlıdır.
Örnek
“The police found evidence that linked the suspect to the crime.”
Polis, şüpheliyi suça bağlayan kanıt buldu.
“There is no scientific evidence to support that claim.”
Bu iddiayı destekleyecek hiçbir bilimsel kanıt yok.
“She presented strong evidence during the trial.”
Duruşma sırasında güçlü kanıtlar sundu.
“The evidence against him was overwhelming.”
Aleyhindeki kanıtlar eziciydi.
“We need more evidence before making a decision.”
Karar vermeden önce daha fazla kanıta ihtiyacımız var.
“The detective carefully examined the evidence at the scene.”
Dedektif, olay yerindeki kanıtları dikkatlice inceledi.
“Her testimony provided crucial evidence in the case.”
Onun ifadesi, davada hayati kanıt sağladı.
“The evidence suggests that the company was involved in fraud.”
Kanıtlar, şirketin dolandırıcılığa karıştığını gösteriyor.
“Without concrete evidence, the prosecutor cannot proceed.”
Somut kanıt olmadan, savcı devam edemez.
“The fossil is evidence of an ancient species that once lived here.”
Fosil, bir zamanlar burada yaşamış eski bir türün kanıtıdır.
Eş anlamlılar