buckle
//ˈbʌkəl//
Çeviri
bükülmek (dayanamamak)
Tanım
Buckle fiili, bir nesnenin aşırı basınç, ısı veya yük altında fiziksel olarak bükülmesi, eğrilmesi veya çökmesi anlamına gelir. Bu kullanım genellikle yapısal dayanıklılığın kaybedildiği durumları ifade eder; örneğin bir metal levhanın sıcakta eğrilmesi veya bir rafın ağırlık altında çökmesi. Mecazi olarak, bir kişinin duygusal veya fiziksel baskı altında yıkılması veya pes etmesi için de kullanılabilir, ancak burada fiziksel bükülme odaklıdır.
Örnek
“The metal beam buckled under the immense weight of the snow.”
Metal kiriş, karın muazzam ağırlığı altında büküldü.
“During the earthquake, several columns in the building buckled and collapsed.”
Deprem sırasında binadaki birkaç sütun büküldü ve çöktü.
“The old bridge buckled when a heavy truck drove over it.”
Eski köprü, ağır bir kamyon üzerinden geçtiğinde büküldü.
“The heat caused the plastic pipes to buckle and warp.”
Isı, plastik boruların bükülmesine ve eğrilmesine neden oldu.
“The shelf buckled after we placed too many books on it.”
Raf, üzerine çok fazla kitap koyduktan sonra büküldü.
“The car's roof buckled in the accident, trapping the driver inside.”
Arabanın tavanı kazada büküldü ve sürücüyü içeride sıkıştırdı.
“The ice on the lake buckled under the pressure of the expanding water below.”
Göldeki buz, alttaki genişleyen suyun basıncı altında büküldü.
“The cardboard box buckled when we stacked heavy equipment on top of it.”
Karton kutu, üzerine ağır ekipman yığdığımızda büküldü.
“The steel frame of the building buckled slightly during the intense storm.”
Binanın çelik çerçevesi, şiddetli fırtına sırasında hafifçe büküldü.
“The wooden floorboards buckled after the flood due to moisture absorption.”
Ahşap döşeme tahtaları, selden sonra nem emilimi nedeniyle büküldü.
Eş anlamlılar
Diğer anlamlar
- B1toka (kemer)Bu anlama git
- B2bükülmek (dayanamamak)(bu sayfa)