genuine
//ˈdʒenjuɪn//
Çeviri
gerçek, samimi, hakiki
Tanım
Genuine, bir şeyin sahte veya taklit olmadığını, gerçek ve orijinal olduğunu ifade eden bir sıfattır. İnsanlar için kullanıldığında, samimi, içten ve dürüst bir kişiliği tanımlar. Nesneler için kullanıldığında ise, ürünün gerçek, sahte olmayan veya yüksek kaliteli olduğunu belirtir. Genellikle olumlu bir anlam taşır ve güvenilirlik, doğallık veya otantiklik vurgusu yapar. Örneğin, birinin 'genuine smile' (içten gülümseme) ifadesi, o gülümsemenin zorlama veya yapmacık olmadığını gösterir. Bu kelime, hem somut nesneler (örneğin, 'genuine leather' - hakiki deri) hem de soyut kavramlar (örneğin, 'genuine interest' - gerçek ilgi) için kullanılabilir.
Örnek
“She gave a genuine smile when she saw the surprise.”
Sürprizi görünce içten bir gülümseme verdi.
“This bag is made of genuine leather, not synthetic material.”
Bu çanta sentetik malzemeden değil, hakiki deriden yapılmıştır.
“His apology seemed genuine, so I accepted it.”
Özrü samimi görünüyordu, bu yüzden kabul ettim.
“The painting was confirmed to be a genuine Picasso.”
Tablonun gerçek bir Picasso olduğu onaylandı.
“I appreciate your genuine concern for my well-being.”
İyiliğim için duyduğun gerçek endişeyi takdir ediyorum.
“It's hard to find genuine friends in a big city.”
Büyük bir şehirde samimi arkadaşlar bulmak zordur.
“The antique dealer assured us that the vase was genuine.”
Antikacı bize vazonun hakiki olduğuna dair güvence verdi.
“Her genuine talent for music was evident from a young age.”
Müziğe olan gerçek yeteneği küçük yaşlardan itibaren belliydi.
“We need a genuine solution to this problem, not a temporary fix.”
Bu soruna geçici bir çözüm değil, gerçek bir çözüm bulmalıyız.
“The actor's genuine emotion moved the entire audience to tears.”
Aktörün içten duygusu tüm izleyicileri gözyaşlarına boğdu.
Eş anlamlılar