upset
//ʌpˈsɛt//
Çeviri
üzgün
Tanım
Upset, bir kişinin üzüntü, hayal kırıklığı veya moral bozukluğu içinde olduğu duygusal durumu ifade eder. Genellikle olumsuz bir olay veya haber karşısında hissedilen içsel bir sıkıntı ve keyifsizlik halidir. Bu kullanımda, fiziksel bir rahatsızlıktan ziyade duygusal bir durumu anlatır. Günlük konuşmada ve yazıda sıkça rastlanır.
Örnek
“She was very upset when she heard the bad news.”
Kötü haberi duyduğunda çok üzgündü.
“He looked upset after the argument with his friend.”
Arkadaşıyla tartıştıktan sonra üzgün görünüyordu.
“Don't be upset; it was just a small mistake.”
Üzülme; bu sadece küçük bir hataydı.
“The child was upset because he lost his favorite toy.”
Çocuk, en sevdiği oyuncağını kaybettiği için üzgündü.
“I could tell she was upset by the tone of her voice.”
Ses tonundan onun üzgün olduğunu anlayabiliyordum.
“It upsets me to see you so unhappy.”
Seni bu kadar mutsuz görmek beni üzüyor.
“They were visibly upset about the cancelled trip.”
İptal edilen gezi hakkında görünür şekilde üzgünlerdi.
“Why are you so upset? Did something happen at school?”
Neden bu kadar üzgünsün? Okulda bir şey mi oldu?
“She tried to hide it, but I knew she was upset.”
Saklamaya çalıştı ama onun üzgün olduğunu biliyordum.
“He gets upset easily when things don't go as planned.”
İşler planlandığı gibi gitmediğinde kolayca üzülür.
Eş anlamlılar
Diğer anlamlar
- B1üzgün, keyfi kaçmış (duygusal durum)(bu sayfa)
- B2bozmak, altüst etmek (fiil)Bu anlama git
- C1beklenmedik yenilgi, şaşırtıcı sonuç (isim)Bu anlama git